Bir çift güzel kelam, tatlı söz... O kadar işte. Lakin klişeler bertaraf edilmeli, bilindik şiirler ezberden söylenmemeli. O zaman karşınızdakinin işini ciddiye alan bir romantik değil, boş zaman eğlencesi arayan bir çapkın olduğunu fark ediyorsunuz. Ne kadar romantik olsanız da kolayca kandırılamıyorsunuz. Hatta kırılganlığınız nedeniyle kendinizi romantizmin amiyane versiyonlarına karşı aşırı koruyorsunuz. Hareketli bir aşk hayatınız olduğunu söyleyemeyiz, ama baştan çıkma stratejiniz sayesinde o hayat son derece bereketli..
Büyümeyi yanlış anlamış gibisiniz. Bir yerlerden edindiğiniz ve kesinlikle yabancısı olduğunuz ağırlıkları takıp takıştırmışsınız. Bu yüzden hayattan ve kendinizden keyif almak yerine, sürekli şikayet ediyorsunuz. Mücadeleci bir yanınız olduğu doğru. Ama o yanınızı kullanıma ve dolaşıma sokmaktan yorulmuş gibi yapıyorsunuz. Çünkü çevrenizde gördüğünüz ve başkalarının olgun olduğunu düşündüğü insanlar yavaş hareketlerle, sırtlarında binlerce ton yük taşıyorlarmış gibi davranıyorlar. Hafifleyin biraz. Göreceksiniz durgunluğa bulaşmadan da olgunluğun keyfini çıkarmaya başlayacaksınız.
1923 yılında James Jageson tarafından icat edilmemiş olsaydı bugüne kadar beklenir miydi bilemiyoruz ama kesin siz icat ederdiniz. Televizyon sizin en büyük kaçış ve rahatlama yolunuz. Ne olursa olsun izlemekten zevk alıyorsunuz. Televizyonun hemen herkesi rahatlattığını ve yoğun bir günün ardından kafa boşaltmaya büyük yardımı olduğunu biliyoruz, fakat unutmamakta fayda var: Televizyon başında geçirdiğimiz zaman içerisinde dışarıda akan kocaman bir hayat var.