Yıllar size yeni yeni heyecanlar getirmiş. Eskiden çok sakin ve sadece gelecek endişeleriyle boğuşan biri iken, zaman geçtikçe endişeleriniz azalmaya başlamış. Onların yerini yeni insanlar yeni hayatlar kimi zaman yeni yerler almış ve her yenilik size yeni yeni heycanlar getirmiş. Artık hayatınız eskisi kadar sıkıcı değil. Endişelenmiyor değilsiniz arada bir, ama heyecanlarınız endişelerinizi kolayca bertaraf ediyor.
İktidar mücadelesini asla ve kat’a umursamıyorsunuz. Sizin umurunuzda olan tek şey ilişkinizin derinliği, sürdürülebilirliği. Sevgilinizle aranızda tam bir güven ve sevgi bağı kurmuş durumdasınız. Bunu her adımda açık olmaya, çeşitli badireleri birlikte atlatmaya, daha da önemlisi ilişkinizin önündeki engelleri el ele aşmanıza borçlusunuz. Kimseyi zorla kendinize bağlayamayacağınızı biliyorsunuz, ayrıca bağlılık türü ilişkilere de gelemiyorsunuz. Tadını çıkarın, kulak asmayın kimseye, siz en doğrusunu zaten biliyorsunuz.
Bir çift güzel kelam, tatlı söz... O kadar işte. Lakin klişeler bertaraf edilmeli, bilindik şiirler ezberden söylenmemeli. O zaman karşınızdakinin işini ciddiye alan bir romantik değil, boş zaman eğlencesi arayan bir çapkın olduğunu fark ediyorsunuz. Ne kadar romantik olsanız da kolayca kandırılamıyorsunuz. Hatta kırılganlığınız nedeniyle kendinizi romantizmin amiyane versiyonlarına karşı aşırı koruyorsunuz. Hareketli bir aşk hayatınız olduğunu söyleyemeyiz, ama baştan çıkma stratejiniz sayesinde o hayat son derece bereketli..
Büyümeyi yanlış anlamış gibisiniz. Bir yerlerden edindiğiniz ve kesinlikle yabancısı olduğunuz ağırlıkları takıp takıştırmışsınız. Bu yüzden hayattan ve kendinizden keyif almak yerine, sürekli şikayet ediyorsunuz. Mücadeleci bir yanınız olduğu doğru. Ama o yanınızı kullanıma ve dolaşıma sokmaktan yorulmuş gibi yapıyorsunuz. Çünkü çevrenizde gördüğünüz ve başkalarının olgun olduğunu düşündüğü insanlar yavaş hareketlerle, sırtlarında binlerce ton yük taşıyorlarmış gibi davranıyorlar. Hafifleyin biraz. Göreceksiniz durgunluğa bulaşmadan da olgunluğun keyfini çıkarmaya başlayacaksınız.
Onu avucunuzun içi kadar tanıyorsunuz, ama avucunuzun içini ne kadar yakından bilebilirsiniz ki... Bütün o çizgiler, detaylar, gün geçtikçe, el işledikçe değişen hatlar aklınızda kalıyor mu gerçekten? Gözlerinizi kapasanız bütün o çizgileri canlandırabilir misiniz yine de zihninizde? Sözün kısası, onu tanıdığınızı zannediyorsunuz, çünkü değiştiğini fark etmiyorsunuz.
Şehirden sıkıldınız, yoruldunuz, bunaldınız. Ev sizin kaçacak deliğiniz, sığınacak kovuğunuz… Ama bir delik ya da kovuktan daha konforlu olmasında da bir sakınca yok. Mesela büyükçe bir garaj olsun ki eşiniz de siz de arabalarınızı rahatlıkla park edin. Kendi halinde bakımlı bir bahçe çocuklara da size de iyi gelir. Musluğundan hem sıcak hem soğuk suyu akmalı, arada bir jakuziye de girmeli… Küçük havuzda çocuklarla oynayıp, sonra bir kenarda güneşlenmek gibisi de olmayacak. Komşulara hem yakın, hem biraz mesafeli, küçük bir villa… Daha ne istersiniz? Fena fikir değil, umarız en yakın zamanda bir adet edinirsiniz…
Boş veriyorsunuz siz sorunlara. Çözebileceğiniz kadarını çözüyor, gerisi için fazla mesai yapmıyorsunuz. Nasılsa hayat geçip gidiyor. O geçip giderken siz sorun çözmekle oyalanmak istemiyorsunuz. Gezip tozmak, hayatın tadını çıkarmak varken içinizi karartmanın âlemi yok, farkındasınız. En güzelini yapıyorsunuz. Dünyayı kurtarma sorumluluğunu üstlenmemişsiniz. Hem etrafta bir sürü işgüzar var, size sıra gelmez ki… Keyfinize bakın, devran sizin, gün sizin…
Akıllısınız ama aklınızı daha çok gündelik ve bireysel problemlerinizi çözmek için kullanıyorsunuz. Yöntemleri değil, çözümleri, sonuçları önemsiyorsunuz. Kimseye bir zarar vermek istemiyorsunuz, ama arada bir kendinize tanıdığınız ayrıcalık nedeniyle birilerinin sizin kararlarınızdan zarar gördüğü olmuyor da değil. Böylesi durumlarda kendinizle şöyle bir hesaplaşıp bir dahaki sefere böyle davranmamaya karar veriyorsunuz. Ama bu pek de mümkün olmayabiliyor.
Okulda öğrenilenlerin hayatı bütünüyle kavramaya yetmeyeceğini erkenden öğrenmişsiniz. Bunun yanında başka türlü etkinlikler, sosyalleşme fırsatları da yaratmak gerekiyor. Siz de bu işlerin başını tutuyorsunuz. Nerede hangi konser, gösteri var; günümüz romanındaki sosyal izlekler neler; okulun duvar gazetesine kim ne yazacak? Bütün bu soruların cevapları sizde. Bilmiyorsanız bile araştırıp ortaya çıkarıveriyorsunuz anında. Okumak, araştırmak, bulunanları öğrenci estetiği çerçevesinde yeni bir ürünle sentezlemek sizin işiniz. Sizin bunlarla çok eğlendiğiniz belli, ama başkalarını eğlendiğinize ikna etmek biraz zaman alıyor olabilir…
Her daim taptazesiniz. Hangi yaşta olursanız olun hep yolun en başında olacaksınız. Hep o heyecan, amatör ruh, hareketlilik ve geleceğe bakan umutlu gözler. Pırıl pırıl kalacaksınız her daim. Azalmayacak, çoğalacaksınız. Gereğinden fazla yük taşımayacaksınız. Seçeceksiniz ve seçileceksiniz. Bulunduğunuz evrenin süsü olacaksınız. Zarafetinizle işaretleyeceksiniz geçtiğiniz yolları. Kimi zaman yanlış anlaşılacaksınız gene de. Ama bu yanlış anlaşılmalar bile sizi hırçınlaştırmak yerine inceltecek
Hırslı birisiniz ve başkalarının talip olmadığı bir başarı size başarıymış gibi gelmiyor. Başarınızı geride bıraktığınız, aynı hedefe yönelmiş adayların nüfusuna bağlıyorsunuz. Açıkçası zevkli olmakla birlikte, kendinizi olması gerekenden çok daha fazla baskı altında tutuyorsunuz. Ne var ki yarışma fikri olmasa kılınızı bile kıpırdatmayacaksınız. Dengeleyebildiğiniz sürece elbette sorun yok. Ama arada bir adrenalinin ölçüsünü kaçırdığınızın siz de farkındasınız.
Endişeli ve telaşlı bir kişiliğiniz var. Bu yüzden işleri yoluna bırakmıyorsunuz. Her aşamayı ayrıca kontrol etmek ve bir an evvel sonuca ulaşmak istiyorsunuz. Acelecilerden farklı olarak yöntemleri de önemsiyorsunuz. Gene de zaman kaybının önemli bir kayıp olduğunu düşünüyorsunuz. Yüreğiniz sürekli bir kuş gibi çarpıp duruyor bir şey yapacağınız zaman. Bu yüzden yorgunluklarınız hep çok büyük. Sakin olun, her şey olacağına varır.
Herzaman soğukkanlılığınızı koruyabiliyorsunuz. Olaylar karşısında sakin bir tavır sergilediğiniz yetmiyormuş gib,i etrafınızdaki insanların da sakinleşmesini sağlıyorsunuz. Tabii ki sizin de zaaflarınız ve sakin olmayacağınız durumlar mevcut, ama bu durumlar genel olarak kendi özelinizle ilgili olduğu için, bu zaafınızı sadece dostlarım dediğiniz insanların yanında gösterebiliyorsunuz. Genel ve iş hayatınızdaki insanların bu zaafınızdan faydalanmasına izin vermiyorsunuz.
Doğanın ve huzurun rengi diyebiliriz yeşil için. Aynı zamanda güveni de simgeler. İnsanlar sana güveniyor. Bir sorumluluk aldığın zaman tam manasıyla yerine getireceğini biliyorlar. Verdiğin sözlerde duruyor ve hiç kimseyi hayal kırıklığına uğratmıyorsun. Ayrıca sanatsal aktivitiler konusunda oldukça yeteneklisin.
1923 yılında James Jageson tarafından icat edilmemiş olsaydı bugüne kadar beklenir miydi bilemiyoruz ama kesin siz icat ederdiniz. Televizyon sizin en büyük kaçış ve rahatlama yolunuz. Ne olursa olsun izlemekten zevk alıyorsunuz. Televizyonun hemen herkesi rahatlattığını ve yoğun bir günün ardından kafa boşaltmaya büyük yardımı olduğunu biliyoruz, fakat unutmamakta fayda var: Televizyon başında geçirdiğimiz zaman içerisinde dışarıda akan kocaman bir hayat var.
Gizlenmeyi, saklanmayı seviyorsunuz. Böylece dikkatleri üzerinize çekmeden her istediğinizi rahatlıkla yapıyorsunuz. İçinizdeki farklılığı yine içinizde yaşıyorsunuz. Kimselere ben buradayım diye haykırmıyorsunuz. Buna ihtiyacınız yok. Siz kendisiyle doyasıya iletişim kuran birisiniz. Fark edilmek yerine fark etmeyi, gösteriş yapmak yerine gizlenmeyi ve hayatı yalnızca kendiniz için doya doya yaşıyorsunuz.
Büyük ihtimalle bulutların üzerindesiniz. Belli ki ilişkinizde herşey yolunda, hayatınızın erkeğini/kadınını bulduğunuzu düşünüyorsunuz. Böyle düşünmekte çok da haksız sayılmazsınız, çünkü hayatınızdaki kişi sizi gerçekten mutlu ediyor, hayata çok daha güzel ve olumlu bir perspektiften bakmanızı sağlıyor. Herşey gelecekte aynı şekilde devam edebilir de etmeyebilir de. Aranızdaki ilişkinin yoğunluğu azalmaya başladığında boşluğa düşmemek için şimdiden önlem almalısınız. Hayatınıza sevgiliniz dışı
Çivinin çiviyi söktüğü durumlar da vardır elbette ama sizin biten ilişkiniz pek öyle değilmiş. Öfkeniz geçmişte bıraktığınız ilişkiyi yanlış hatırlamanıza neden oluyor. Oysa siz sahiden aşık oldunuz. Ona güvendiniz, hayran oldunuz, onu arzu ettiniz… Onunla kendinizi iyi hissettiniz. Şimdi yerine, hem de kendinizi yeterince iyileştirmeden, başkasını koymaya çalışıyorsunuz. Çünkü fark etmeseniz de hayatınızın merkezinde hâlâ o var. Elbette onsuz da yaşarsınız… Peki ona bunu göstereceksiniz de ne olacak? İlişki peşinde koşup, olur olmaz insanlarla vakit geçirme düşüncesinden vazgeçin. Siz müsaade ettikçe arkadaşlarınız yardım etmeye çalışıyorlar. İzin verin onlara. Kendinizi dinleyin. Güzel, iyi yanlarınızı görmeye çalışın. Yeniden sevin kendinizi… Sonra sizi seven birini nasılsa bulacaksınız.
İki çocuk size yeter. Bütün ilginizi tek bir çocuğa verirseniz onu bunaltabilir, gereğinden fazla şımartabilirsiniz. Çünkü sevgi, şefkat ve ilgi kapasiteniz bir hayli gelişkin. Hem siz bir çocuğa oyun arkadaşı olabilecek biri de değilsiniz. Hayatı ciddiye alıyorsunuz ve çocuğun oyun, eğlence ihtiyaçları değil, gelecek kaygısı, sağlığı gibi meselelere odaklanma eğilimindesiniz. Bu durumda çocuğunuzun bir de kardeşe ihtiyaç duyması muhtemel. Siz ise her ikisi için de gereken geleceği kurmayı bilec
Anlaşıldı sevginizin ispat edilmeye ihtiyacı var. Hem sizin, hem onun, hem de çevrenizdeki insanların aranızdaki ilişkiyi görünür kılma eğiliminin farkındasınız. Bu durumda bir miktar gösterişli bir hediye almak durumundasınız. Öyle bir şey alın ki, hem siz hem sevgiliniz hem de cümle alem ona baktığında sizin birbirinizi sevdiğinizi anlasın
Uzun zamandır birlikte olduğunuz partneriniz, uzun zamandır çalıştığınız sağlam bir işiniz ve yine uzun zamandır hayatınızda ki rutin aslında sizi sıkan. Bunların hiçbirinden vazgeçin demiyoruz. Ancak biraz kafanızı kaldırıp etrafınıza bakın. Dışarıda akıp giden bir hayat var.
Turkey is the successor state to the Ottoman Empire.[7] It is a democratic, secular, unitary, constitutional republic, with an ancient and historical cultural heritage.Its political system was established in 1923 under the leadership of Mustafa Kemal Atatürk, following the fall of the Ottoman Empire in the aftermath of World War I.